Araştırma, kentte yaşayan her 10 kişiden 7’sinden fazlasının, ekonomik yetersizlikler nedeniyle güvenli olmayan, riskli ve dayanıksız yapılarda yaşamak zorunda kaldığını ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle, milyonlarca insan olası bir depremin farkında olmasına rağmen, maddi koşulları elvermediği için hayatını tehlikeye atan binalardan çıkamıyor.

Bu durum, İstanbulluları ağır bir ikilemin ortasında bırakıyor: Bir yanda can güvenliği, diğer yanda geçim sıkıntısı. Güvenli konutlara erişim, geniş bir kesim için bir tercih değil, ulaşılamayan bir lüks haline gelmiş durumda. Rapor, depremin sadece jeolojik bir tehdit olmadığını; gelir adaletsizliği ve barınma krizinin, felaket riskini katlayarak büyüttüğünü açıkça ortaya koyuyor.

İPA’nın verileri, İstanbul’da deprem korkusunun yalnızca yerin altından değil, ekonomik yoksunluktan da beslendiğini gösteriyor. Kent sakinleri, olası bir afete karşı hazırlıksız olmaktan çok, bu hazırlığı yapabilecek maddi güce sahip olamamaktan endişe ediyor. Böylece İstanbul’da deprem tehdidi, sosyal ve ekonomik eşitsizliklerle iç içe geçmiş bir hayatta kalma sorununa dönüşüyor.

Yıllardır bilim insanlarının uyarılarına konu olan büyük Marmara Depremi tehdidi, İstanbul’da yaşayan milyonlarca kişi için hâlâ en büyük endişe kaynağı olmayı sürdürüyor. Bu kapsamda İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA), İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesinde yürüttüğü Afet Bilinci Araştırması, kentteki tabloyu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.
İstanbul Barometresi’nin Aralık ayına özel tematik çalışması kapsamında 761 kişiyle yapılan anket, hem yüksek korku düzeyini hem de ekonomik imkânsızlıkların yarattığı çaresizliği gözler önüne serdi.
İstanbulluların En Büyük Korkusu: Deprem
Araştırmada katılımcılara “Afet Riski Algısı ve Hazırlık”, “Evde Alınan Fiziksel Önlemler”, “Acil Durum Hazırlığı” ve “Temel Güvenlik Bilgisi” başlıkları altında çeşitli sorular yöneltildi. Elde edilen sonuçlar, İstanbul’da yaşayanların hangi afet türlerinden ne ölçüde endişe duyduğunu net biçimde ortaya koydu.
Verilere göre, İstanbulluların açık ara en çok korktuğu afet deprem oldu. Katılımcıların yüzde 94,1’i depremden endişe duyduğunu belirtirken, bu oran diğer afet türlerinde oldukça düşük kaldı. Yangından endişe duyanların oranı yüzde 17,5, sel ve su baskınlarından kaygı duyanların oranı ise yüzde 10 olarak ölçüldü.
Bu Bina Depreme Dayanmaz Algısı Yaygın
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, vatandaşların yaşadıkları binalara duydukları güvenle ilgiliydi. Katılımcıların yüzde 18’i, olası büyük bir depremde oturdukları binanın tamamen yıkılacağını düşündüğünü ifade etti. Binanın ağır hasar alacağını öngörenlerin oranı ise yüzde 14,3 oldu. Bu veriler, her üç kişiden birinin yaşadığı yapının ciddi risk altında olduğunu düşündüğünü ortaya koydu.
Çürük Binada Kalmanın Nedeni: Ekonomik Zorunluluk
Araştırma, İstanbul’daki barınma krizinin deprem güvenliği üzerindeki etkisini de sayılarla ortaya koydu. Katılımcılara yöneltilen “Yaşadığınız binaya çürük raporu verilse ne yaparsınız?” sorusuna yüzde 68,1 oranında “Daha güvenli bir konuta taşınırım” yanıtı verildi. Sosyoekonomik düzey yükseldikçe bu seçeneği işaretleyenlerin oranının da arttığı gözlemlendi.
Ancak tablo burada karanlıklaşıyor. Çürük raporu verilmesine rağmen binasında kalmak zorunda olacağını söyleyen katılımcılara bunun nedeni sorulduğunda, yüzde 70,6’sı maddi yetersizlikleri gerekçe gösterdi. Alt sosyoekonomik grupta bu oran yüzde 78,6’ya kadar yükseldi. Bu durum, ekonomik koşulların deprem riskine rağmen insanları güvensiz yapılarda yaşamaya zorladığını açıkça ortaya koydu.
Korku Var, Önlem Yok: Evler Hâlâ Güvensiz
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise, deprem korkusunun günlük hayatta yeterli önleme dönüşmemesi oldu. İstanbulluların neredeyse tamamı depremden endişe duymasına rağmen, ev içi güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğu görüldü.
Eşyalarını tamamen sabitlediğini söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 26,4’te kaldı. Kısmen sabitleyenler yüzde 23,3 olurken, katılımcıların yarısından fazlası — yüzde 50,3 — evdeki eşyaları hiç sabitlemediğini belirtti. Bu veriler, deprem anında hayati risk oluşturabilecek ciddi bir ihmali işaret ediyor.
Kadercilik Algısı Hâlâ Güçlü
Anket sonuçları, İstanbulluların depremin yakın olduğu yönünde güçlü bir kanaate sahip olduğunu da gösterdi. Katılımcıların yüzde 85,7’si, İstanbul’un yakın gelecekte yıkıcı bir deprem riski taşıdığına inanıyor.
Buna karşın, deprem anında doğru davranış sergileyebileceğine inananların oranı yüzde 57,7 ile sınırlı kaldı. Daha da dikkat çekici olan ise kaderci yaklaşımın hâlâ yaygın olması. Katılımcıların yüzde 37,1’i, “Tedbir almak kaderi değiştirmez” görüşüne katıldığını ifade etti.
Bilgi Var, Hazırlık Eksik
Afet bilincine dair sorular, teorik bilgi ile pratik hazırlık arasındaki farkı net biçimde ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 64,8’i “yaşam üçgeni” kavramını bildiğini söylerken, yüzde 35,2’si bu kavramdan haberdar olmadığını belirtti.
Deprem çantası konusunda ise tablo daha zayıf. Evinde acil durum çantası hazır olanların oranı yalnızca yüzde 37,3’te kaldı. Buna karşın, elektrik, su ve doğalgaz vanalarını kapatmayı bildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 88,4 ile oldukça yüksek çıktı. Yaşadığı bölgedeki resmi toplanma alanını bildiğini ifade edenlerin oranı ise yüzde 55,6 olarak ölçüldü.
Endişe Büyük, Hazırlık Yetersiz
İPA’nın Afet Bilinci Araştırması, İstanbul’da deprem korkusunun son derece yaygın olduğunu; ancak ekonomik zorluklar, kaderci yaklaşım ve hazırlık eksikliği nedeniyle bu korkunun yeterli önleme dönüşmediğini ortaya koyuyor. Araştırma, olası büyük depreme karşı yalnızca bireysel bilinçlenmenin değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik destek mekanizmalarının da hayati öneme sahip olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
